Derin Hasretler Ülkesi – Mehmet Efe

Malatya’lı bir kızdı çocuktum ilk sevdiğim
sağlık memurunun kızı ilk manim ilk ezberim
koluma jilet bastım yazın göreyim diye
sevdiğimi demek için tükenmez kalemler öptüm
ona şiirler yazıp tükettim her birini
fotoroman okumakla suçladı geçti beni
hiç bilmezdim fotoromanları halbuki
yüreğim gırtlağımda vardım İstanbullara
seneler sonra gördüm bir sıla ziyareti
büyümüş memur olmuş işgal bankalarında
ordu darbe yapsa diye dua edermiş hatta
utandığım cizlavetler geliverdi aklıma
sevdiğime hamdettim döndüm gurbet eline

muhacir bir kız sevdim fakülte kapısında
başında iffetiyle hunharca copladılar
sınavı kaybedince ona dergi çıkardım
Sezen Aksu dinleyip tekbirler getirirdik
beyaz çitlerle çevrili bir ev istermiş meğer
dergim toplatılırken bir memurla evlendi
cebim tam takır çıktım ağır ceza önüne

evlen benimle diyen bir kız kesti yolumu
endamı küstürürdü kaysı ağaçlarını
serdim kırık kalbimi ayakları dibine
Bağdat bombalanırken topladı çantasını
kalbimi geri verdi döndü baba evine

İstanbul’lu bir kız sevdim İstanbul kadar kadim
dağlarımın pınarları kadar berrak ve serin
adımı söyledi mi taşralıya dönerdim
bir konser çıkışında titreyerek bekledim
bomber montlu bir oğlanla geldi ‘meraba’ dedi
son paramla aldığım çiçekleri gizledim
bir çingene kızından aldığım çiçekleri
küfredip tepeledim İstiklal Caddesi’ne

komünist bir kız sevdim tabanca gibi kızdı
‘vur beline çık dağa’ öyle devrim öyle dik
coplanırken seyreder İslamcı olsa derdim
Faşizm kahrolmadı İzmir’de taradılar
manşet bile olmadı Hürriyet gastesine

sevdim memur oldular sevdim kurşunladılar
nice hınçlar kavradı nasırsız ellerimi
ne varsa ezberledim asi olan, dik duran
isyandan isyana koştum imkansız şarkılara
sevdiğim kızlar kadar sevdim memleketimi
kaşlarımı patlatan copları bile sevdim
aşklarım kavgalarım tüm geç kalmalarım
sulusepken zil zurna yalnızlıklarım
dualarım marşlarım ağır ceza davalarım
çay tütün yoldaşlarım yasaklı kitaplarım
sevdiğim kız seni gördüm sevdiğim her kerede
orada gülüşün, şurada sesin, burada işlemeli hicabın
bir ses vardır her Türkiye çocuğunu çağıran
beni siz eklediniz bin yılın çizgisine

ne vatan kurtarabildim ne sizinle vuruldum
Şeytan’ın siyaseti tuz basarken ülkeme
upuzak diyarlarda kaybolmağa uzandım
kalemimi gömerken dünyanın bir ucuna
oturup bunları yazdım not düştüm gurbetime
dilim pelte annem kürt dilim çınar kekeme
Amerikan askerleri resimler çektirirken
bankalar haciz koydu Lozan’dan baki kalan
yüzyıldır can çekişen atımın terkisine

gurbette bir kız sevdim anasından çeroki
sevemedi bir türlü yaban fakirliğimi
ona ev almak için beyazlara çalıştım
pusulalar satın aldım kıbleyi bulmak için
milim milim yüzerken kalbimin derisini
göğsümdeki çınara dokunup secde ettim
veda ettim yerlime sevdirene hamdettim
sılam emanet olsun Yüceler Yücesi’ne

bir kız sevdim vatanım, türkü yaktı göğsüme
yenilgi kadar eski hürriyet kadar güzel
kendi sürgünlerini budayan çınar gibi
yağmacı duaları altında nefes alır
usul usul çağırır bendeki sürgününü
kökleri Kabe’ye dek uzanır sev der bana
kıyamete kadar sev er kişi niyetine

kıyısında durduğum okyanus kadar derin
derin hasretim derin hasretler ülkesine

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir